04 Ekim 2020, 21:44 tarihinde eklendi

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu'ndan 4 Ekim Çağrısı

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu'ndan 4 Ekim Çağrısı

Haber: Ali Kandaz

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu, Beşiktaş'ta bir eylem düzenleyerek 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü'nde, topluma ve meclise bir çağrıda bulunarak hayvanların yaşadığı güç koşullara dikkat çekti ve hayvan hakları yasasının acilen yürürlüğe konmasını istedi.

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu adına basın metnini, hayvan hakları aktivisti, gazeteci - yazar Zülâl Kalkandelen okudu. Pankartlar, afişler ve video gösterimleri eşliğinde okunan basın açıklaması esnasında, Covid 19 ile hayvansal tüketimin arasındaki ilişkinin açıklandığı broşürler de eylemi izleyen vatandaşlara dağıtıldı. 

"Topluma ve TBMM'ye çağrı" başlığı ile duyurulan basın bildirisinin tam metni şöyle;

"Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde topluma bir kez daha seslenerek hayvanların içinde bulunduğu koşullara dikkat çekmek istiyoruz. Bu gezegende birlikte yaşadığımız insan dışı hayvanların nüfusu hızla azalmaya devam ediyor. Hayvanları mal, eşya,ürün, taşıt ya da eğlence aracı olarak gören insan, kendisi gibi bilinç sahibi olan duyarlı canlılara işkence etmeye, onları katletmeye devam ediyor. Her gün sokak hayvanlarına şiddet uygulanıyor, tecavüz ediliyor ama suçlular sicillerine işlenmeyen basit bir idari para cezası karşılığında serbest kalıyor. Barınaklardaki, hayvanat bahçelerindeki hayvanların durumu içler acısı! Yapay zekayı geliştiren insanlık, hayvanlar söz konusu olduğunda yüzyıllardır var olan ilkel gelenekleri sürdürmek için direniyor, hayvanları “kaynak” olarak görerek sömürünün boyutlarını artırıyor. Utanç verici eziyetler devam ederken, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yıllardır bekleyen Hayvan Hakları Yasası’nda yapılması gereken değişiklikleri yapmıyor!

Bu eylem, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrımızdır!

Hemen her gün hayvanlara yönelik yeni bir vahşetin yaşandığı ülkemizde yıllardır bekletilen hayvan haklarıyasasının çıkarılması acildir! Yasa konusunda Meclis Hayvan Hakları Komisyonu’nun geçen yılın sonunda yazdığı rapor, bazı olumlu önerilergetirse de eksiktir. Bu konuda taleplerimizi bir kez daha hatırlatarak çağrımızı yineliyoruz. Hayvanlara işkence uygulayan, tecavüz eden ve onları öldürenlere TCK kapsamında ağır hapis cezası verilmeli! 2 yıl 1 aydan az olmayacak şekilde ceza öngörülmeli ve bu ertelemesiz olmalı! Belediyelerin hayvana şiddeti ceza kapsamına girmeli! Kürk üretim ve satışı yasaklanmalı! Sahipli - sahipsiz hayvan ayrımı sona erdirilmeli! Hayvanat bahçelerinin, hayvanlı sirklerin ve yunus parklarının hepsi derhal kapatılmalı! Sadece kaçak avcılık mücadelesi ile yetinilmemeli, avcılık yasaklanmalı! Petshop’larda sadece kedi ve köpeklerin değil, tüm hayvanların satışı yasaklanmalı! Hayvan deneyleri sona erdirilerek alternatif yöntemler teşvikedilmeli. Eğitimde vicdani ret hakkı tanınmalı! Yasaklı/tehlikelı ırk söylemi terk edilmeli, bu hayvanlar için özel koruma tedbirleri belirlenmeli! Atlı faytonlar ve at arabaları tüm yurtta kaldırılmalı! Hayvan dövüşleri ve güreşleri yasaklanmalı! Canlı hayvan ticaretine son verilmeli! Yasa acilen meclis gündemine alınmalı!

MEZBAHA VAHŞETİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR!

Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde toplumun görmezden geldiği, öldürülmek için beslenen hayvanları da gündeme getirmek istiyoruz. İki gün önce 2 Ekim Dünya Çiftlik Hayvanları Günü’ydü ve 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nü kutlayan birçok kişi o gün yine sustu. Oysa sokaklarda, hayvanat bahçelerinde, akvaryum parklarında, sirklerde, deney laboratuvarlarında hayvanlara yapılan eziyete ek olarak, her gün mezbahalarda, süt veyumurta çiftliklerinde de hayvanlar insanlar tarafından esiredilip sömürülüyor, işkenceden geçiriliyor ve gaddarca öldürülerek yaşam hakları ellerinden alınıyor. Yeryüzünde her yıl, sayıları tam olarak bilinemediğinden balıklar hariç, yaklaşık 100 milyar hayvan sadece insan keyfive alışkanlıkları için katlediliyor. Yaşam hakkı söz konusu olduğunda hiçbir hayvanın diğerinden farkı yoktur. İnsan olan ve insan dışı hayvanların bu dünyaya gelmekle kazandığı en temel haktır yaşam hakkı. Yıllardır olduğu gibi bugün de dünyanın bir ucundan, Brezilya’dan canlı hayvanlarla dolu gemi Türkiye’ye geldi. 3 haftadır seyahat eden hayvanlar, hükümetin “ucuz et” politikası yüzünden büyük bir zulme maruz kalıyor ve buraya geldiklerinde insanın “et” bağımlılığı için katlediliyor. Ölüm gemileri, hayvanlara da, insanlığa da, doğaya da sadece ölüm saçıyor. Biz yaşam hakkı savunucuları olarak, bazı hayvanların korunup bazılarının insan keyfi ve hırsı için öldürülmesinin normalleştirildiği türcü sistemi reddediyoruz. Özgürlük ve adalet isteyen herkesi, bu zalim sistemi sorgulamaya davet ediyoruz.

HAYVAN KULLANIMI = COVID-19

Yüzyıllardır hayvanları ve doğayı katleden insanlık, bugün bir kez daha kendi varlığına tehdit doğuran virüsle boğuşuyor. Herkes şunu bilmeli ki koronavirüs, bir semptomdur; hayvansal tüketim hastalığının bir semptomudur. Dünyadaki biyolojik çeşitlilik kaybının yüzde 60’ı et yüzünden. Hayvancılık, sera gazlarının ve küresel iklim krizinin en önde gelen nedenlerinden. Virüslerin bugün daha dirençli olmalarının nedeni ise, küresel iklim krizi. COVID-19 da insan açgözlülüğünün yarattığı yıkımın sonuçlarından biri!

İnsanlar arasında yayılan her yeni 4 bulaşıcı hastalıktan 3’ühayvan kullanımı yüzünden ortaya çıkıyor. Zoonotik yani hayvan kullanımı ile insana bulaşan hastalıkların yayılması için başlıca riskler, doğa ve hayvankatliamlarıdır. Bu hastalıklar, insanlar avladıkları virüs taşıyan hayvanı kestiğinde ya da yediğinde; Vahşi hayvanlar ile “besi” hayvanlarının kafesler içinde üstüste bir arada tutulduğu canlı hayvan pazarlarında ve farklı türlerden virüsler karıştığında yayılır. Bunun yanı sıra, insanlara bulaşan zoonotik hastalıkların çoğu tavuk, domuz, sığır, keçi, koyun ve develerin de içinde olduğu “besi” hayvanlarından geçer. Sorun sadece yarasa ya da diğer egzotik hayvanların yenmesi değil. İnsanlara bulaşan en önemli hastalıkların büyük kısmı, hayvancılık başladıktan sonra ortaya çıktı.

Çiçek hastalığı develerden; Boğmaca, domuz ve koyunlardan; Grip, su kuşlarından geldi. Soğuk algınlığı büyükbaş hayvanlardan; Deli dana sığırlardan; Şarbon sığır, koyun, keçi, deve, manda gibi ot yiyen hayvanlardan; Domuz gribi domuzlardan; Kuş gribi kanatlı hayvanlardan insanlara geçti. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan SARS, MERS, Marburg, Ebola da hayvansal tüketimin sonucuydu. İnsan türü, hiçbir zorunluluk yokken, sadece alışkanlık vegelenek bahanesiyle, para hırsıyla her yıl milyarlarcanhayvanı yapay yolla üreterek yemek ve sömürmek için öldürüyor. Doğayı katlederken kendi türünün de sonununhazırlıyor. Hayvanların doğal yaşam alanlarını istila ettik, ekosistemi bozduk, türleri yok ettik. Virüslerin doğal ev sahiplerini öldürünce onlar da yeni ev sahipleri aramaya başlıyor.

Biz insanlar da bu bilinmeyen virüslerin yeni yaşam alanları haline geliyoruz. 11 bin yıl önce koyun ve keçileri evcilleştirmekle kızamık virüsünü hayatına sokan insanlığın, bu gidişata dur deme vakti çoktan geldi! Hayvanların yaşama koşullarını değiştirip köleleştirirsek, Milyarlarca hayvanı katledip yersek, Onları “kaynak” olarak görürsek, Bunun bedeli hepimiz için çok ağır olur. Bu tehlikeyi yok etmenin yolu, hayvan sömürüsünü ve kullanımını sonlandırmaktır.

Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde herkesi yaşam hakkına saygı duyarak vegan olmaya çağırıyoruz."

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu'nun YouTube kanalından basın açıklaması ve eylemden görüntüleri izlemek için tıklayınız

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *