27 Aralık 2020, 13:47 tarihinde eklendi

Gazeteciler SanatEki'ne konuştu: 'Tarihe Not Düşüyoruz'

Gazeteciler SanatEki'ne konuştu: 'Tarihe Not Düşüyoruz'

 Röportaj: Ali KANDAZ


“Yeni çıkanlar” ve “Çok satanlar” kategorisinde, edebi türlerle yarışan kitaplar var; “Gazeteci Kitapları”

İlk bakışta bu yıl içinde raflarda yeni çıkan ya da yeni baskı yapan gazeteci kitaplarını düşünürsek, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu & Barış Pehlivan, Timur Soykan, İsmail Saymaz, Can Özçelik, Seyhan Avşar, Mustafa Hoş gibi isimler akla gelmekte. Bu kitaplar siyaset, politika ya da medya üzerine kuram kitabı ya da birer anı-hatıra kitabı değil. Her biri, ayrı ayrı hukuksuzluğu, haksızlığı, skandalı ya da üzeri örtülmeye çalışılan vakaları anlatmakta.

Kitapları kaleme alan gazetecilere sorduk. Gazetecilerin kaleminden bu kadar fazla kitap çıkması ve bunların roman, öykü, şiir gibi ebedi türlerden zaman zaman çok daha fazla satması bizlere ne gibi bir toplumsal, siyasal ya da o ülkedeki medya anlayışı üzerine mesajlar veriyor?

Ali Kandaz, gazeteciler Barış Terkoğlu, İsmail Saymaz, Mustafa Hoş ve Timur Soykan ile konuştu

Timur Soykan: “Gazetecilik kitapları, medyanın gündeminde aylarca kalması, ülkenin yüzleşmesi gereken gerçekleri anlatıyor”

Mesleğinizi yaptığınız mecralarda (TV-Gazete-Sosyal Medya vs.) haberini yaptığınız vakalar bağlamında sesinizi duyuramadığınızı düşündüğünüz için mi kitap yazmaktasınız?

Barış Terkoğlu- Kitap yazmamın nedeni çalıştığım internet sitesi gazete ya da sosyal medya mecralarında yapmış olduğum haberleri duyuramamam değil. Bunun, bana sorarsanız en temel sebebi; aslında önümüze düşen haberler, bir araba farının yanıp sönmesi gibi hızla önümüzden geçip gidiyor. Ancak bu haberleri belli bir dosya etrafında geniş kapsamlı bir şekilde toplayınca hem kalıcı bir etkisi oluyor hem de öte yandan bir vakanın başlangıcından sonuna kadar meseleyi insanlara aktarmayı gerçekleştirmiş oluyoruz. Örneğin Türkiye’de yargı içinde bir kavga var ve belki bunu bugüne kadar yüz ayrı haberde, çeşitli mecralarda okudunuz. Belki on farklı politikacı, farklı açılarla meseleyi ele aldı. Ancak bu haberleri ve konuşmaları bir araya getirip, sonra da kendi kaynaklarınızdan edinmiş olduğunuz bilgilerle genişletip, teorik çerçeveye oturttuğunuz zaman, örneğin bunu Adalet Bakanlığı içinde bir kavga olarak ele alıp, bir dosya halinde ele alabiliyorsunuz. Doğal olarak hem haberlerden hem tweetlerden hem yazılardan daha kapsamlı bir çalışma gerçekleştirip, tarihe de not düşmüş oluyorsunuz. Bence kitap bu haliyle, elbette bazı şeyler karşılanmadığı için ortaya çıkmış bir ihtiyaç ama öte yandan da kendi başına çok faydası olan bir mecra.

İsmail Saymaz: Kitap yazma eğilimi, davranışı, bende daha büyük haberler yazmak, daha büyük bir arşiv oluşturmak merakına dönüştü.

İsmail Saymaz- Başlangıçta ilk kitabım biraz bu şekilde olmuştu. O kitap, dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in Ergenekoncu olduğu iddiasıyla tutuklanmasını konu eden 2010 yılında basılan Postmodern Cihad-Tarikat Siyaset Adalet Üçgeninde Erzincan Davası kitabımdı. Sonra kitap yazma eğilimi, davranışı bende daha büyük haberler yazmak, daha büyük bir arşiv oluşturmak merakına dönüştü. İlki biraz da sorudaki sebebten ötürüydü. Ama diğer kitaplarım, haberini yaptığım ilgilendiğim alanları bir tür kayda geçirmek ve arşiv yapmak maksadıyla oldu.

Timur Soykan- Gazetecilik kitapları, medyanın gündeminde aylarca kalması, ülkenin yüzleşmesi gereken gerçekleri anlatıyor ve unutulmamasını sağlamaya çalışıyor. Bu nedenle ana akım medyanın boşluğunun doldurulması için atılan adımlar olarak bu kitaplar görülebilir. Ayrıca bu kitapların önemi, skandalları tarihe not düşmesi ve gerçeğin yok edilemeyeceğini göstermesi oluyor.  Ancak şunu da belirtmek gerekiyor. Tüm bunların mücadelesi günlük olarak alternatif medyada veriliyor. Türkiye bu süreçte özveriyle, haberle, kalemiyle mücadele eden gazetecilerin gerçeği savunmasına tanıklık ediyor.

Mustafa Hoş- Kitap yazmak aynı zamanda bir belgeyi tarihe bırakmaktır. Kitap kalıcıdır. Günümüz dünyasında her şey silinebilir, yok edilebilir. Kitaplar hem hafızadır hem kalıcıdır, bu yüzden yazıyorum. Tarihe bu şekilde not düşmüş oluyorum.

Timur Soykan: "Ülkenin gündeminden düşmeyecek skandallar 'yeni Türkiye'de unutulup gidiyor"

Şu an varlığını sürdüren “Ana Akım” -ki bu kavram ile ifade edilmesi de tartışılmakta- medyanın, bu kadar gazeteci kitaplarının basılmasındaki rolü nedir?

Barış Terkoğlu- İktidar yandaşlarının durumunu biliyoruz. Ancak, emin olun eleştirel medyada da, hangi mecra olursa olsun ister nedenine korku deyin, baskı deyin, ister belirli şartlar altında yaşama içgüdüsü deyin, gazeteciler orada da karşı karşıya kaldıkları meseleleri istedikleri gibi yazma özgürlüğüne sahip değil. Bu açıdan kitap daha bireysel bir mesele olduğu için, kitabın içeriği, kitabı yazanla muhataplarını karşı karşıya bıraktığı için gazeteci açısından bir tür özgürlük alanı sunuyor. Bu açıdan kitapların yazılmasında, böyle bir özgürlük alanı yaratmasının etkili olduğunu düşünüyorum.

Timur Soykan- AKP ana akım medyayı yok ederek yarattığı karanlığın faydasını çok gördü. Medyanın yüzde 95'ini elinde tutarak, dördüncü kuvvetin denetiminden kendisini muaf tutabildi. Bu sayede eskiden aylarca ülkenin gündeminden düşmeyecek skandallar 'yeni Türkiye'de unutulup gidiyor. Neredeyse her gün bir skandal ortaya çıkmasına karşın, AKP yalanlamaya bile gerek görmeden siyasete devam edebiliyor. Çünkü yarattığı medyadaki karanlık kısım, onun siyasi sorumluluklarını örtebiliyor. Yargı da iktidarın emrinde bulunduğu için bir bedel ödenmesi son konusu olmuyor.

Mustafa Hoş- Gazeteciler daha çok bulundukları, çalıştıkları mecralarda tarihe kayıt düşerler. Gazete arşivleri tarihe not düşülmüş haberlerle doldudur. Ama günümüzde böyle ortam olmadığı için, kitap yazarak bu sorumlulukları da yerine getirmiş oluyoruz.

İsmail Saymaz- Bunun bireysel olarak gazetecilerle iligisi var. Yazı yazan, haber peşindeki gazetecilerin kendi nitelikleri birikimleri ile ilgisi var.

Mustafa Hoş: “Eğer bu ülkede tarihe not bırakmak istiyorsan, mutlaka başın belaya giriyor. Davalar açılıyor. Hukuksal anlamda büyük bir baskıyla karşı karşıya kalınıyor.”

Yazdığınız kitapları ve okuyucularınızdan gelen geri dönüşleri beraber değerlendirdiğinizde, kitaplarınız toplumsal, hukuksal, ya da siyasal anlamda nasıl bir karşılık buluyor?

Barış Terkoğlu- Beni iyimser bulabilirsiniz ama yazdığımız kitapların bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Bu yıl dördüncü kitabım çıktı. İlk kitabımı hapiste iken çıkarmıştım on sene kadar önce. Kitabın içeriğindeki pek çok konu manşetlere taşınmış ve Türkiye’de gündem olmuştu. Düşündüğünüzde, yaratmış olduğu etki, tepki ve arkasından gelen dava süreçleri, bir takım tasfiyeler ya da yeniden yapılanmaları düşündüğünüzde, bu kitapların bir etkisi, bir karşılığı kesinlikle var. Bu açıdan iyimserim.

On sene kadar önce yazmış olduğum kitap Sızıntı’ydı. Ardından Mahrem kitabı çıktı. İçerisinde istihbarat belgelerinden wikileaks kriptolarına kadar birçok şeye yer verdik. Ve sonra bir baktık, o kitapların içindeki meseleler, Türkiye’de yeniden sistem kurulurken insanlar ve bizzat iddianame yazan savcılar tarafından dikkate alınıp, iddianamelere dipnot olmuştu. Son yazdığımız kitap olan Cendere’yi de biliyorsunuzdur, kitap en hafifinden söyleyebilirim ki yargı camiası içerisinde bir tartışma yarattı. Kitabın eleştirdiği kesimler bile bir şekilde kitaba yanıt vermeye başladı.

Timur Soykan- Skandalların büyüklüğü, medyada yeterince yer bulmaması ve hesaplaşma yaşanmaması gazeteci kitaplarına ilgiyi arttırıyor. İnsanlar ülke yönetimindeki çürümüşlük ile kitaptaki bütünlüklü anlatım sayesinde yüzleşiyor. Aylarca medyada yer alarak toplum hafızasına yerleşmesi gereken gerçekler böyle kitaplar sayesinde kendine bir yol bulmuş oluyor. Bu nedenle okurlar bu kitaplara sahip çıkıyor ve bilginin yayılmasında çok önemli bir misyon üstleniyorlar. Bu kitaplar yazar ve okurun birlikte verdiği bir mücadeleye dönüşüyor.

Mustafa Hoş- Eğer bu ülkede tarihe not bırakmak istiyorsan, mutlaka başın belaya giriyor. Davalar açılıyor. Hukuksal anlamda büyük bir baskıyla karşı karşıya kalınıyor. Hapse giren arkadaşlarımız da oldu. Bu yıl bu anlamda pek çok olumsuz süreçlere tanık olduk. Ama okuyucuların ilgisini de gördükçe daha fazla yazmak gerektiğini düşünüyorum.

İsmail Saymaz- Ben birçok kitabımın, o olaya ilişkin bilgi ve farkındalık yarattığını gözlemledim. Bilinç uyandırdığını gözlemledim. Aynı zamanda o kitap ele aldığım konu her ne ise, onunla ilgili bir tartışmanın referansına dönüştüğünü gözlemledim. Bazıları ise; her gazetecin her kitabı çığır açmaz, ilgi uyandırmaz. Benim açımdan da bu durum böyle sanırım. Benim yazdığım kitapların bazıları ise yeni bir tartışma zemini yarattı.

Barış Terkoğlu: On yıl önceki kitabın sözleşmesi, silahlı jandarmaların etrafında, onların üzerinden bana uzatılmıştı. Ben de imzalayıp yine o silahlı jandarmaların üzerinden yayınevi sahibine sözleşmeyi vermiştim.

Yayınevinizin bu kitapları basma aşamasında size karşı tutumu nasıl olmakta?

Barış Terkoğlu- Dört kitabımı da aynı yayınevinden çıkardım; KırmızıKedi Yayınevi’nden. Yayınevi bizim kitaplarımızla hemen hemen aynı zamanda büyümüş olan bir yayınevi. Elbetteki bizim kitapları çıkarmanın zor olduğunun farkındayım. Nedir bu zorluk hemen söyleyeyim. On yıl önceki kitabın sözleşmesi, silahlı jandarmaların etrafında, onların üzerinden bana uzatılmıştı. Ben de imzalayıp yine o silahlı jandarmaların üzerinden yayınevi sahibine sözleşmeyi vermiştim. Bulunduğumuz şartlar bile bu kitapların çıkarılması için çok kolay değil. Elbette ben de bir gazeteci olarak, tıpkı bir savaş muhabirinin hayatta kalmaya çalışması gibi, Türkiye’de mafyaların çetelerin devlet içindeki hiziplerin olduğu ortamda bu kitapları yazdığımı unutmuyorum. Yazarken de önce kendimi, ardından da birlikte çalıştığım insanları, haber kaynaklarımı, içinde yazdığım mecraları mümkün olduğu kadar korumaya çalışıyorum. Bu açıdan da ben ne kadar baskı altındaysam, eminim yayınevim de o kadar baskı altındadır. Ancak yayınevinin bana karşı tavrı, içinde bulunduğum şartları oldukça kolaylaştırıcı şekilde oluyor. Dört kitabımın da bu yayınevinden çıkması da benim için bir tür avantaj sağlıyor. Sadece benim için değil, benzer kitapları çıkaran diğer gazetecilerin de bu yayınevinde olmasının, onlara da aynı şekilde hissettirdiğini düşünüyorum.

Timur Soykan- Yayınevleri, yukarıda söylediklerimin çerçevesinde bizlere birer kale oluyor.

Mustafa Hoş- Önceki yayınevim Destek Yayınları ve şu anki yayınevim A7’de de herhangi kısıtlama ile karşılaşmadım. Herhangi olumsuz bir müdahale de olmadı. Zira önceki yayınevim olan Destek Yayınları’ndan çıkan kitaplarım nedeniyle hakkımda açılmış pek çok dava mevcut.

İsmail Saymaz- Yeni bir kitap yazacaksam, yayınevindeki editörümle konuşurum. Benim seçtiğim konu üzerinden, benim istediğim şekilde yayınlanıyor. Herhangi müdahale olmuyor.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *