04 Ocak 2021, 10:41 tarihinde eklendi

Haftanın Kitapları

Haftanın Kitapları

SanatEki yine bu hafta sizler için, yeni çıkan ve vitrindeki göze çarpan kitaplar arasından derleme yaptı. Keyifli okumalar dileriz.

 

Yaşadığım En Güzel Dün - Nuran Taşhan

Zemra romanıyla sokaktaki insandan holding patronuna, aile içi çekişmelerden dostluklara, aşkın türlü hâllerinden evliliğe kadar gözlemleriyle okurda derin izler bırakan Nuran Taşhan, edebiyatımızın "yırtık" sayfasına bu kez öykülerini nakşediyor.

Yaşadığım En Güzel Dün'deki öykülerde insanın az önce doğmuşçasına, henüz kirletilmemiş hâliyle feleğin çemberinden geçmiş hâlini bir arada buluyoruz. Yazarın kalemi insanın zaaflarına yine anlayışlı, o zaafları örtme çabasına yine acımasız. Asla karakterleri yargılamıyor, bize sırları fısıldayıp çekiliyor. Bir yanıyla hep alaycı, hep mizah dolu…

Yaşadığım En Güzel Dün'deki öyküler, en mutsuz günlerimizin en mutlu günlerimizden doğduğunu inatla hatırlatıyor bize.

Nuran Taşhan, üzerinde kim olduğuna aldırmadan hayatı silkelemeye devam ediyor.

Biz o uçuşanlara öykü diyoruz.

 

Hayatımın Haberi – Serdar Akinan

Erdoğan boynumu sıktı ve "Sen benim ne demek istediğimi iyi anladın!" dedi.

Cihangir’de bir kafede Erdoğan'ın iki adamı ile gergin toplantı...

Erdoğan ile ABD'de nasıl tanıştım; gerilimli ilişkimiz nasıl sonlandı?

Avusturya prensesinin evinde ne arıyordum?

Köprüye nasıl bomba koyduk?

PKK kampına nasıl ulaştım?

Cizre MİT binasında o gece neler konuşuldu?

Uzun namlulu silahlarla arabamız niçin tarandı?

Kamyonun içine saklanarak sınırı neden geçtim?

Gizli toplantıda Abdullah Gül’den şaşırtıcı sözler...

Hayatımın Haberi size bambaşka gerçekleri anlatıyor.

Elinizde tuttuğunuz kitap bir gazetecinin 30 yılı aşan meslek yaşamında başından geçen gerçek olaylardan oluşmuştur.

Cinayetlerin, silahlı çatışmaların, işgallerin, öğrenci hareketlerinin, akıl almaz faciaların, devasa eylemlerin ve savaşların haber haline gelip size ulaşması sırasında bir gazetecinin arka planda neler yaşadığına tanıklık edeceksiniz.

Bu kitap; geçmişte yaşanan olaylara ışık tutarken medyanın, siyasetin, diplomasinin, istihbaratın gölgedeki dünyasını anlatıyor.

 

Bir Garip Adam – Kenan Hulusi Koray

Yedi Meşaleciler’in tek öykücüsü, Cumhuriyet döneminin korku türünde örnekler veren ilk yazarı olan Kenan Hulusi Koray’ın öykülerinde, kelimeleriyle yarattığı puslu ve karanlık atmosfere tanık olacak, öykü boyunca adım adım artan gerilimi hissedeceksiniz.

Üç günden beri sığındığı yerden ilk defa çıkıyordu. İştahsızdı. Ağaçların yıldırım yemiş gibi köklerinden sökülerek üzerine kapandığını hisseden Yusuf, kafasında mütemadiyen dalların kımıldandığını duyuyor, bir çingene karısı ‘Yusuf,’ diyordu ‘senin ölümün bir ağaçtan olacak!’”
Kenan Hulusi Koray, sükûnetle başladığı öykülerinde esrar perdesini okurun üzerine ağır ağır örtüyor. Zamanının ötesine geçen kurguları, dil ve üslubundaki titizliği her öyküsünde kendini gösteriyor.

Tuhaf Bir Ölüm”ün ardına bakacak, “Kavaklıkoz Hanı’nda Bir Vaka”ya tanık olacak, bir gece müzenin içinde“Dirilen Mumya”ların arasındaki aşkı duyacaksınız. “Bir Garip Adam”ın ormanın içinde ölüm bekleyişine eşlik edecek, “Belki Bir İllüzyon” içine düşüp küçük dağ hayvanının peşinde akşamı sabah edeceksiniz.

Ve gittikçe avuçlarının, oraya hemen yapıştırılmış kızıl bir deri renginden yavaş yavaş çıkarak, daha fazla pıhtılaşma­ya başlayan bir kan lekesiyle dolduğunu görüyordum.”

Ülkemizin önemli yönetmenlerinden Metin Erksan tarafından “Beş Türk Hikâyesi” projesi ile sinemaya aktarılan Sazlık öyküsünde, Reis’in düştüğü aşkı ve umarsız bekleyişini görecek, kararan bir gün ile batan güneş gibi yiten bir umuda yanacaksınız.

Ali Reis sandalın en ucunda ye­şil sazlığa doğru eğili duruyordu. Bir şey aradığı belliydi. Sulara dikkatle bakıyor ve kımıldamıyordu.”

Kısacık zamanına sığdırdığı yüzden fazla öyküsü arasından derlediğimiz ilk kitabında, korkuyu çağıran sözcükleriyle, bir büyük yazar, Kenan Hulusi Koray’ın dünyasına gireceksiniz.

 

Filozofların Tanrısı - Aydın Topaloğlu

Gerçeklik arayışı her bilgenin yaptığı ve yapmaya çalıştığı bir etkinliktir. Bu arayışın hiç kuşkusuz en temel gerekçesi de kendi dışımızda, bizleri aşan bir gerçekliğin (hakikatin) varlığına olan inançtır. Öyle ya, olmayan şey niçin aransın ki? Belki bunun adını koymak zaman alacaktır. Tanrı dışında da bu gerçekliğe denk gelen veya O'na eşdeğer herhangi bir kavram bulunmamaktadır.

Ancak elde etmeye çalıştığımız bu gerçekliğin ne olduğunun tam olarak bilinemeyişi, doğasının bizler için ulaşılmaz oluşu, dahası kendisini deneysel veya duyusal olarak bizlere açmayışı da ayrı bir husustur. Ortada bir gizemin olduğu muhakkak. İşin en ilginci ise, kendi dar dünyamızda nesneler için kullandığımız "varlık" veya "yokluk" nitelemelerinin tam olarak O'na denk gelmeyişi. Belki daha işin başında bir girdabın içindeyiz. Çoğu zaman fark edemesek de gelgitlerimiz bundan olabiliyor.

Doğrusu çelişki gibi görünen bu durumun günlük yaşamımızda çözülmesini beklemek de fazlaca iyimserlik olacaktır. Ancak yine de bir yerlerde durup noktayı koymak gerekir. Sonsuzca dalgalanmak, huzursuzluğu ve gerginliği daha da artıracaktır. Direnmek belki düşünsel anlamda kişilik kazandıracaktır. Ancak yararsız olduğu gibi, bizleri hiçliğin eşiğine bırakması da cabası. İşte filozoflar da "varlık" ve "oluş" sorunu etrafında, bazen apaçık bazen de tamamen sır olan bu gerçeğin izini sürmüş, bir şekilde O'nu anlamaya ve anlatmaya çalışmışlardır.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *