10 Temmuz 2020, 00:35 tarihinde eklendi

Kafka'nın Gazetecileri

Kafka'nın Gazetecileri

KAFKA'NIN GAZETECİLERİ

ALİ KANDAZ

Bazı yazarlar vardır ki ölümsüzlüklerini, kendi yaşadığı dönemden günümüzle konuşabilmelerine borçludur. Covid-19 pandemisi sürecinde Saramago, Camus bu örneğe bağlı olarak tekrar hatırlandı. Günümüzde yaşanan başka olaylar ise bize tıpkı Camus gibi ölümsüz bir yazarı anımsatır, hatta yapıtları yıllar boyunca nefes alan bir canlı gibi hayat mücadelelerimizin köşe bucaklarında hâlâ varlığını korur, yaşamaya devam eder...

Kafka 137 yıl önce, bugün doğdu. Yapıtları, ölümünden sonra yüzlerce dile çevrildi ve tüm dünyada en çok bilinen, okunan yazarlardan biri oldu. Peki bir asır önce yazdığı eserlerin, güncelliğini yitirmemesinin sebebi neydi? Yazar kimliğinin yanında usta bir kâhin oluşu mu yoksa o dönem yazdıklarından yola çıkarak, birçok ideolojik, sosyal, kültürel yönde evrimler geçiren dünyada, o dönemde yazılan olaylar, dertler, olumsuzluklar bağlamında dünyada bir arpa boyu yol alınamamış olması mıydı?

Literatürde yerini alan “Kafkaesk” kavramı, bugün yaşadığımız coğrafya, erkte olan iktidar ekseninde güncelliğini korumaktadır.

Kafka, yapıtlarında evrensel sorunları yazmıştı. Devlet ve bürokrasi düzleminde, edebiyata kazandırdığı eserlerini, aradan geçen bir asır sonrasında Çağlayan Adliyesi’nde görülen gazeteci davalarını takip ederken bir kez daha aklımıza getirmiş oluyoruz (Dava, Ceza Sömürgesi). Kafka, insan doğasını ve varoluş sancılarını etkin ve yetkin bir şekilde boyutlandırdığı için bizimle kendi zamanından konuşmuştu. Kafka’nın bu konuşmasını, yakın zaman tarihinde birer utanç tablosu olarak Balyoz, Ergenekon Davaları ve geçtiğimiz beş aylık süreçte bu tabloda yerini alan Barışlar ve Murat Ağırel ile birlikte bir avuç namuslu gazetecinin yargılandığı davaları irdelediğimizde tüm gerçekliğiyle duyuyoruz.

Devlet, bir olgu olarak ele alındığında, insanların yönetilme ihtiyacı sonucu ortaya çıkan bir kurumdur. İnsanın, temel hak ve özgürlükler çerçevesinde hayat sürdürebilmesi için vardır. Fakat Kafka’yı okuduğumuzda, devletin insanları pasifize etmek, özgürlüklerini ve haklarını direkt olarak bozmak için var olduğunu okuyoruz. Bu amaca hizmet etmek için de devletin, birey üzerinde kullandığı sopaları iletişim, adalet ve bürokrasi kavramları olarak gözlemliyoruz. Dava, Ceza Sömürgesi bunun en somut örneği iken, Dönüşüm’de ise toplumun temel yapı taşı olan aile yapısında devlet-birey ilişkisini, baba-oğul ölçeğinde ele aldığını görüyoruz.

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç, Müyesser Yıldız, davaları devam eden Mustafa Hoş ve diğerleri... Bu isimlerden her birinin nasıl da birer Gregor Samsa, K., Joseph K karakterlerine benzediğini, yukarıda bahsettiğim, Kafka yapıtlarında vurgulanan “devletin kendisine tehdit olarak gördüğünü yok etmek için vardır” ve bunun için “hukuk, iletişim ve bürokrasiyi kullanır” tezlerinin kendilerine acımasızca uygulanmasından anlayabiliriz. Örnek olarak birkaç anekdot daha vermek gerekirse, Dava romanın ilk cümlesi, “Biri iftira atmış olacaktı Joseph K.’ya, çünkü bir sabah durup dururken tutuklandı.”. Bir tetikçinin varlığını hissediyoruz bu ilk cümlede; tıpkı sosyal medyada yandaş -gazeteci demeye dilimizin varmadığı- kişilerin hedef göstermesinin üstünden, yirmi dört saat geçmeden Barışların, Murat Ağırel’in savcılığa çağırılması gibi... Benzer bir başka örnek daha vermek gerekirse: Medyanın özgürlüğüne, karabasan gibi çöken iktidar ambargosundan nasibini almış olan Mustafa Hoş’un, medyanın ele geçiriliş sürecini ve kendisinin medyadan tecrit ediliş öyküsünü anlattığı “ABLUKA” adlı kitabında, hemen her bölümün başına iliştirdiği “Gregor Samsa günlerimde...” ifadesiyle olayları anlatışıdır. Son olarak, 29 Haziran 2020 tarihli Barış Terkoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde “Gazeteciliğin Kibar Feyzo Hikâyesi” başlıklı köşe yazısında, Timur Soykan’ın işinden ediliş biçimini anlatması bu konuda vereceğimiz sayısız örnekten sadece bir tanesidir. Terkoğlu’nun yazısına göre beklenmedik bir telefon geliyor ve tepeden gelen bir talimat doğrultusunda Timur Soykan’ın gazetecilik mesleğine çalıştığı kurum tarafından son veriliyordu. “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulmuştu.”.

Kafka, kendi yabancılaştırma tekniği ile hayatın içindeki yabancılaşmanın üzerindeki örtüyü kaldırır atar. Bu salt bir gerçekliktir. Onun bu tekniği bir arayış değil, teşhistir. Kafka Dava’yı, hukuk tanımaz yargıçlar tarafından, bireyler sırf insan oldukları için yargılanmasın diye yazmıştı. [Verilen bütün bu örnekler bir bakıma yabancılaşma metaforu olarak da görülebilir. Lâkin bu yabancılaşma, bir yazar, bir filozof taktiği değildir. Adeta dünyamızın bir gerçeğidir.]

Kafka da Prag İşçi Kaza Sigorta Kurumu’nda karşı karşıya kaldığı “Kafkesk” diye tabir edilen bürokratik bunalımlardan kaçıp, kendisini hayata bağlayan yazma eylemine devam ettiyse; ülkedeki vatansever, namuslu gazeteciler de hâlâ en iyi bildikleri şeyi, gazeteciliği, yapmaya devam edecek.

Son söz olarak, kendi zamanından günümüzle konuşan Kafka’nın yapıtlarını göz önüne aldığımız zaman, kendisinin karamsar bir dünya istediğini kesinlikle öne süremeyiz. Onun yalnızlığı bir yaşam duruşu, hayat felsefesi değildi. Umutsuzluğun yol şeridine girmesine rağmen, tünelin ucunda dahi olsa bir umut kırıntısı ve insanca bir yaşamdan oluşmuş dünyaya ilişkin bir sevgi hep vardı. Tıpkı tutukluğu sona erip, gerçeklerin peşine adadıkları ömürleri boyunca “gazetecilik” mesleğinden vazgeçmeyenlerde olduğu gibi...

137. yaşında yaşamı ve yapıtlarıyla günümüze ışık tutan büyük yazara saygıyla…

 

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *