27 Eylül 2020, 14:47 tarihinde eklendi

Kayıp Kitaplarda Bir Sergüzeşt; Merve Köken

Kayıp Kitaplarda Bir Sergüzeşt; Merve Köken

Röportaj: Ali KANDAZ

Karakarga Yayınları'nın, Kayıp Kitaplar Kütüphanesi için daha önce Osman Nuri Eralp’in Başka Dünyalarda Canlu Mahlukât Var mıdır? eseri ve İskender Fahrettin Sertelli’nin Osmanlı dönemi polisiye öykülerinden oluşan Makineli Kafanın Hikâyesi ‘ni günümüz diline aktaran Merve Köken ve Bilge Kösebalaban, bu kez de İlk Türkçe Macera Romanı olan T. Abdi'nin Sergüzeşt-i Kalyopi adlı eserini günümüz dili ile buluşturdular. Bu vesile ile romanın çevirisinde imzası olan Merve Köken ile bir araya geldik. 

Bilge Kösebalaban ile yaptığınız üçüncü çalışmanız Sergüzeşt-i Kalyopi raflarda okuyucularını bekliyor. Kısa sayılabilecek bir sürede nitelikli kazanımlar sağladınız yazın dünyasına. Karakarga Yayınları’nın Kayıp Kitaplar Kütüphanesi için bir araya gelişinizin hikâyesini paylaşır mısınız?

Bilge ile bir araya gelmemiz benim Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans tezi yaptığım döneme rastlıyor. Ben eskiden beri mizah dergileri takip ederim. Tezim de bu alanda olsun istemiştim. Tezim Tanzimat döneminde yapılan bir mizah gazetesiydi.Onun Latin alfabesine aktarımını yapıyordum. Bir paylaşım yapmıştım. O da görmüş kendisi de bu alandaki eserlerin ve mizah dergilerinin koleksiyonu yapıyormuş. Sosyal medya aracılığı ile tanıştık kendisiyle. Üstelik baya sağlam bir arşivi var. Kütüphanede bir gün araştırma yaparken fantastik veya bilimkurgu niteliğinde bir çalışma var mı diye baktığında Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nin ilk kitabı olan Osman Nuri Eralp’e ait Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır isimli ilk çalışmamıza ulaşmış. Bana Latin alfabesine çevirmem için iletti ve macera böyle başladı.

"Sadece Türk edebiyatı değil farklı kültürlerin ve ülkelerin sanatçıları, ürünleri vs. ilgimi çekiyor. Ama özellikle son dönemde 21. yüzyılda Türk edebiyatı alanında ne gibi yenilikler olmuş, nasıl oluşumlar, gruplar, eğilimler var onlara ilgi duyuyorum."

Biraz da kendinizden bahseder misiniz? Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenisiniz. Ağırlıklı olarak Osmanlı dönemi edebiyatına mı ilgi duyuyorsunuz?

Ben Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Aynı zamanda Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptım. Aynı zamanda hayvanları çok sevdiğim için daha profesyonel bir yardım vermek adına Laborant ve Veteriner Sağlık bölümünde öğrenciyim. Haftada bir gün bir arkadaşımın kliniğinde staj yapıyorum

Edebiyat alanına gelirsek Osmanlı edebiyatı çok geniş bir kavram. Yani Türk Edebiyatı’nı 1860 civarında başlattığımız için bu OsmanlıDevleti’nin son yıllarına rastlıyor. Bunun içinde uzmanlık alanım ve ilgi alanım Tanzimat dönemi, cumhuriyet dönemi 1940lar, 1960lar  hatta günümüz var. Sadece Türk edebiyatı değil farklı kültürlerin ve ülkelerin sanatçıları, ürünleri vs. ilgimi çekiyor. Ama özellikle son dönemde 21. yüzyılda Türk edebiyatı alanında ne gibi yenilikler olmuş, nasıl oluşumlar, gruplar, eğilimler var onlara ilgi duyuyorum. Yüksek ihtimal doktora sürecim bununla ilgili olacak. Şimdi bu dönemde yazılmış eserleri tarıyorum. Hemen hepsini okumaya çalışıyorum.

Peki sizin 21. yüzyıl Türk edebiyatı için beğenerek okuduğunuz yazarlar kimler?

Ben bir yazarın tüm eserlerini okuyup öyle karar vermeyi daha uygun buluyorum. Henüz herkesin her eserini okuyamadım. Özellikle Orhan Pamuk’un bu dönem için bir öncü olduğunu düşünüyorum ilk eserlerini bu dönemde vermemiş olsa da. Onun dışında Murat Menteş ve Alper Canıgüz’ü Afili Filintalar’da beğeniyorum.Yaptıkları işler çok zekice.  Fabisad’daki yazarların eserlerine yeni başladım ama Göktuğ Canbaba gerçekten yazarlık kumaşı olarak çok iyi bir kalem. Mesela Koray Sarıdoğan’ın da ilerisi için çok büyük işler yapacağına inanıyorum.. Kadın yazarları ayrıca destekliyorum ve çok çok güzel eserler kaleme aldıklarını görüyorum. Özellikle Nermin Yıldırım ve Aslı Tohumcu’yu örnek vermek isterim. Bir de Barış Bıçakçı’ya ayrı bir parantez açmak isterim beni çok derinden etkiliyor. Daha çok değerlli yazarlarımız var ama tüm eserlerini okumadım. Umarım üretim süreci katlanarak gider.

"Karantina sürecinde insanlardan ayrı kalmanın bana iyi gelmeyeceğini biliyordum. Bu yüzden depresyona girmemek için bu yoğun tempoya girdim." 

Pandemi süreci, kültür sanat emekçileri için kimine göre olumlu, kimine göre olumsuz bir süreç olarak yansıdı. Bu dönemde Sergüzeşt-i Kalyopi’ye günümüz Türkçesi ile hayat verdiniz. Nasıl gelişti süreç sizin adınıza?

Benim pandemi öncesi çok yoğun bir hayatım vardı. Öğretmen olduğum için çok kalabalık bir dünyam vardı haliyle. Ama karantina sürecinde insanlardan ayrı kalmanın bana iyi gelmeyeceğini biliyordum. Bu yüzden depresyona girmemek için bu yoğun tempoya girdim. Çünkü Sergüzeşt-i Kalyopi metin olarak çok yorucu br metindi. Matbaa hataları vardı ve dili zordu ama bu da benim biraz işime geldi. Çünkü kafamı tamamen onunla meşgul ettim. Bir planım vardı günde en az beş saat bu işe yoğunlaşacaktım. Bu plana da uydum ortaya bu ürün çıktı.

Romandaki baş karakter olan Kalyopi’yi bize biraz anlatır mısınız? Kalyopi Osmanlı döneminde yaşayan bir Rum kızı. O dönemin koşullarını, kadınının toplumdaki yeri bağlamında nasıl bir karakterle tanışıyoruz?

Romanın yazarın yazmış olduğu önsözünü elime ilk aldığımda bizim edebiyatımız vurgusunu  ve ilk olma arzusunu hissettiğimde “İşte bu!” dedim. Zaten kendi yazmış olduğum önsözde de kitabın Tanzimat edebiyatındaki yerinden çokça bahsettim. Kalyopi’nin bir kadın karakter olması üstelik ıssız adalarda, dalgaların arasında bir maceraya kapılması gerçekten ilgi çekici ama bunu ancak erkek kılığında yapabiliyor. Üstelik sanatçının sürekli olarak bir iffet ve namus vurgusu var. Kalyopi’nin canını kurtarması büyük başarı ama bir de namusunu koruması gerekiyor. Bu o dönem için olağan bir bakış açısı ama şimdi için kabul edilebilirliği mümkün değil.

"Bu eserlerin aktarımını yaptığım sırada sürekli Dil Devrimi’ne teşekkür ediyorum çünkü gerçekten zor bir iş. Bu ve bunun gibi Latin alfabesine aktarımı olmayan pek çok eser var muhakkak. "

Hâlâ bu eser gibi, günümüz diline çevrilmemiş, yazarından haberdar olmadığımız eserler var mı ilginizi çeken? O eserleri günümüz diline taşıyarak hayat vermek ne gibi bir önem taşıyor? Bir edebiyatçı olarak ne dersiniz bu konuyla ilgili?

Ben bu eserlerin Arap alfabesinden Latin alfabesine aktarımını yapıyorum. Osmanlı Türkçesi dediğimiz dil Arapça, Farsça ve Türkçeden oluşmuş üçüzlü bir dil. Bu eserlerin aktarımını yaptığım sırada sürekli Dil Devrimi’ne teşekkür ediyorum çünkü gerçekten zor bir iş. Bu ve bunun gibi Latin alfabesine aktarımı olmayan pek çok eser var muhakkak. Ben de elimden geldiğince unutulmaya yüz tutmuş eserleri okuyucuya ulaştırmaya çalışıyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. İlk üç kitapta bu konuda Bilge Kösebalaban’ın günümüz diline uyarlama çabalarını da es geçmek mümkün değil. Eserler bu şekilde okuyucu ile bütünleşti.

T. Abdi ve 19. yy Türk edebiyatının günümüzdeki bilinirliği açısından neler söyleyebilirsiniz? O dönem Osmanlısının büyük zorluklar yaşadığı, yıkılma sürecinde olduğu gerçeği, edebi eserlerde nasıl tezahür etmekte?

Maalesef T. Abdi ile alakalı yapılmış çok çalışma yok. Biz bu eseri yayına hazırlarken Sergüzeşt-i Kalyopi ile ilgili erişime açık olmayan bir tez vardı. Onun dışında bir tane daha tez  yapıldı tam basım esnasında. Ama bu metin ilk kez okuyucu ile buluştu. Sergüzeşt-i Kalyopi bu zamana kadar bir özgün roman olarak bile ciddiye alınmamış ama bakıldığında tam anlamıyla bir Tanzimat romanı. Hatta 1872 senesinde tefrika olunmuş 1875’te basılmış ilk yerli romanımız Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tan iki sene önce, ilk macera romanı olarak sayılan Hasan Mellah’tan bir sene önce yazılmış bir eser. Edebiyatımızda ıssız ada metaforunu kullanan ilk eser üstelik.

Tanzimat edebiyatı her yönüyle yenilikler içeren bir dönem. O zamana kadar kullanılmayan roman, hikaye gibi türler edebiyatımıza;  gazete, dergi vb. iletişim araçları toplumsal hayatımıza girmiş. Özgün tiyatro metinleri üretilmiş. Eserlerin bazıları eşitlik, özgürlük, adalet vb. konulardan bahsederken Osmanlı’nın ihtişamlı dönemlerine bir öykünme söz konusuyken çoğunlukla yanlış Batılılaşma, görücü usulü evlilik, kölelik cariyelik gibi birtakım kavramlar işlenmiş. Sizin bahsettiğiniz toprak kayıpları ve vatan elden gidiyor kaygısının edebi eserlere tezahürü daha çok Milli Edebiyat döneminde. Tanzimat daha çok yenilikler dönemi.

"Ben edebiyat işçisi olmayı seviyorum. Bu tip çalışmaların devamı ilgi olduğu sürece gelecektir. Geçmişi kazımak ve gün ışığına çıkarmak beni mutlu ediyor. "

Yayınevinizin bu çalışmalarınız hakkındaki düşüncesi ne yönde?

Karakarga Yayınları ve Kayıp Kitaplar Kütüphanesi, Kutlukhan Perker’in olumlu teşviki ile bugünlere geldi. Onlar da bu durumdan memnunlar ki bu süreç hız kesmeden ilerliyor.

Yaptığınız bu çeviri çalışmaların devamı gelecek mi? Kendi adınıza özgün metinler-roman,öykü,şiir vb- ile ilgili çalışmalarınız olacak mı?

Ben edebiyat işçisi olmayı seviyorum. Bu tip çalışmaların devamı ilgi olduğu sürece gelecektir. Geçmişi kazımak ve gün ışığına çıkarmak beni mutlu ediyor. Kendi adıma özgün metinler üretiyorum ama bunları kendime saklıyorum şimdilik. Çünkü son zamanlarda herkes edebiyatı bir hobi mecrası olarak görmeye başladı. Ve konuyla alakalı alakasız pek çok sakil eser de ortaya çıktı. Bu durum edebiyat adına üzücü. Biraz eleştirel bir yanım var ve en büyük eleştiriyi de kendime yapıyorum. Tam yetkinlik ve olgunuğa erişene kadar özgün bir eser ortaya koymayı asla doğru bulmuyorum. Edebiyat bir sanat ve edebi ürün ortaya koymak bu kadar basite indirgenmemeli.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *