08 Kasım 2020, 16:35 tarihinde eklendi

KONVOY

KONVOY

Ve bir yıl daha kayıp gitti ellerimizden.
Geçip giden yıllar mı, yoksa insanlık mı?
İlerliyoruz deniyor da, insanlık geride kalıyor, zamanın işgalci ruhu bizleri ele geçiriyor.
İlerleyen sadece zaman mı? Biz neredeyiz, bu yolculuğun neresindeyiz?

Bazen milletçe kendimizi çok büyük ve uzun, ama hiç durmadan ilerleyen bir konvoyda gibi hissediyorum.
İlerliyoruz ama bilinmeze.

Birileri öldürülüyor yanı başımızda, anneler görüyoruz ağlarken, sesi titrerken ve düşüp bayılırken. Kim o gücü kendinde buluyorsa konuşuyor, hesap soruyor, haykırıyor susmuyor, kalanlar gidenlerin hakkını arıyor ve yaşlı gözlerimizle eşlik ediyoruz, kulağımızın duyduklarına, gözümüzün gördüklerine.

Ne zaman son bulacak bunlar dediğimiz anlar oluyor.
Başka çocuklar görüyoruz sonra, biraz ileride, konvoyda, kaçmış saklanmış, bağırmış ama direnememiş, nehire atılmış,toprağa gömülmüş çocuklar.
Lanet okuyoruz, birkaç gün ağlıyor, biraz iyi hissedince kendimizi, ağır aksak yola devam ediyoruz.
O kadar uzun ki yolumuz, konvoyda kaybetmemek için kendi çocuğumuzun elini sımsıkı tutuyoruz, sımsıkı tutmak zorundayız."Çok sıkıyorsun elimi!" diye mızmızlanıyor çocuklar.
Konvoy boyunca kadınlar öldürülüyor, her gün. ''Yaşamak istiyorum'' diye yalvarıyorlar, kimse duymuyor; bazen duyulmamak da öldürüyor.
Bir soykırım gibi, cins kırımı gibi artarak devam ediyor. Bunu ne zaman durdurabileceğimizi kestiremiyoruz.
Biraz ilerledikçe, çalgı çengiye denk geliyoruz, ayak uydurup oynadığımız oluyor. Çabuk eritiyoruz belleğimizi, birileri bizi eğlendirmeye çalışıyor, palyaçolar tutulmuş, gülüyoruz çoluk çocuk.
Bir niyet tavşanı, ağzıyla uzatıyor küçük kağıdı palyaçoya; kâğıtta "Kanıksama, kanıksarsan ölürsün." yazıyor. Kağıdı göğsüne yapıştırıp yürüyor palyaço.
Kanıksama...kanıksama!..diye uyanık tutmaya çalışıyor, sürekli telkin ediyoruz birbirimizi.

Kol kola ve sımsıkı tutunarak ilerliyoruz. Birbirimizden güç bulmak istiyoruz.
Durabilmek ne mümkün?..Bakıp, görüp, geçip ilerliyoruz.
Devam etmek zorundayız. Sanki bir kum saatinin içinde akan biziz, sanki hızla geçip giden zaman değil, bizleriz; ayaklarımız, bedenlerimiz ve gördüklerimiz.

Sürekli bir uğultu halindeyiz, herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
"Biz nereye gidiyoruz, hangi zamana, bilen var mı?"

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *