13 Temmuz 2020, 01:21 tarihinde eklendi

SanatEki Köşe: Yaratıcı Düşünce - Ümit PARSIL

SanatEki Köşe: Yaratıcı Düşünce - Ümit PARSIL

Yaratıcı düşünce ve yaratıcı davranış geliştirmenin, beyinsel bir güç olduğu artık genel geçer bir yargıdır,

Bir sanat adamı, fizikçi ve eğitimci olan Ned Hermann yaratıcılığın kaynağının beyin olduğunu ve beynin yalnızca bir bölümünün değil tümünün yaratıcılıkta etkin olduğunu ileri sürer. Hermann, beyinde saptanmış fiziksel ve tinsel olarak aynı, özelleşmiş alanlar bulunduğunu ve bu alanların her birinin kendine özgü ve özel dili, algılayışı, değerleri, yetileri ve bilme, tanıma yolları olduğunu belirtmekte; her birimizin ayrı ayrı bu beyinsel bölümlere göre yeğlediği ya da kaçındığı tarzların, değişik düzenlemelere göre kurulmuş, ünik birer varlık olduğumuzu ileri sürmektedir. (Buyurgan, 2012) vb. zihinsel işlev ve yetileri. denetlediği, sağ yansı ise; hayal gücü, renk, müzik, uyum gibi sanatsal işlev ve yetileri denetlediğini araştırmalarında ortaya koymuştur. Bu yaklaşama göre sağ yarımküreyi kullananlar sanatsal yaratmaya, sol yarımküreyi etkin olarak kullananlar bilimsel yaratmaya daha yatkın oldukları söylenebilir. Çünkü Hermann'a göre; beynin bir yarımküresi aktifken, diğeri pasiftir. Ancak, çok karmaşık problemlerin çözümünde ve zor durumlarda her İKİ yarımküre devreye girer.

Hermann insan beynini dört çeyrek küreye ayırmakta ve her çeyrek küreye belli İşlevler yüklemektedir. Sol üst yanda mantıksal, olgusal, eleştirel, teknik, analitik, nicel düşünme biçimleri, sol alt yarıda yapısal, ardışıkçı, planlı, örgütlenmiş, ayrımlaşmış düşünme biçimleri yer alır. Sağ yanda ise üstte;

 

Yaratıcılık ve Zekâ 

 

Hep şu sorular sorulmuş ya da sorulmaktadır: Yaratıcılığın zekâ ile özellikle ilişkisi nedir? Kişi zekâya sahip olmadan yaratıcı olabilir mi? Kişi, yaratıcılıkla hiç ilgisi olmayan yüksek bir zekâ seviyesi gösterebilir mi? Daha da önemlisi, yaratıcılık ve zekâ, birisi olmadan değerlendirilebilir mi? Kişi yeni bir bilgiyle karşılaştığında, bu bilgi zeki bir şekilde mi yoksa yaratıcı bir şekilde mi alınır ve çözümlenir?

Zekâ ile yaratıcılık, hele sanatsal yaratma söz konusu olduğunda, hep ayrı davranışlar olarak düşünülmüştür. “Bir kişinin yüksek zekâsı yoksa bile, özel yeteneği var” cümlesi, sözel ya da sayısal olmayan zihin karakteristiklerinin, zekâdan daha aşağıda “yetenek” olarak tanımlandığını göstermektedir (www.toplumdusmani.net)

Psikologların bir kısmı zekâyı “soyut düşünme, olaylar arasında ilişkiler kurabilme, kendi kendini tenkit edebilme” yetkinliği olarak tanımlamıştır. Başka bir kısmı zekâyı “çevreye ve yeni durumlara intibak edebilme” kabiliyeti olarak değerlendirmiştir. Daha başkaları ise zekâyı “öğrenme kabiliyeti” olarak tanımlar (www.toplumdusmani.net)

Bilim adamlarının bazıları da, uzmanlık alanlarına göre, zekânın belli bir yönüne ağırlık veren tanımlar yapmışlardır. Örneğin, biyologlar zekâyı ”çevreye uyum yeteneği” olarak görürlerken, eğitimciler “öğrenme”, psikologlar “ilişkileri anlama”, bilgisayar bilimcileri “bilgiyi işleme” yeteneği olarak görmektedirler.

Zekânın biyolojik temelli olduğu ve özellikle erken yaşlarda karşılaşılan zihinsel uyarımlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle bu kapasitenin ne kadarına ulaşılabileceğinin belirlendiği genel olarak kabul edilmekte, ancak aradaki etkileşim mekanizmaları henüz tümüyle anlaşılamamaktadır.(www.toplumdusmani.net)

Yaratıcılık kavramının zekâyla ilişkisi olduğunu ileri süren bir çok psikolog vardır. Genellikle yüksek zekâ bölümü (ZB) olanlardan yaratıcı davranış beklenir de, düşük olanlarda ise böyle bir yeteneğin olabileceği düşünülmez. Hiç şüphe yok ki, bir zekâ testinin ölçütü ZB ile bazı yaratıcı beceriler arasında kayda değer bağlantılar bulunmakta ama, bu bağlantı tam olarak bilinememektedir. Yavuz’un (1996) naklettiği gibi, bu bağlantıların olduğunu gösteren kaynaklar, Terman ve arkadaşlarının (Terman ve Cox, 1926) araştırmalarında görülürse de, kesin bir sonuca varılamamıştır. Uzunçarşılı (1994)'ya göre de, ölçülen ZB, 120'nin üstüne çıktığında, yaratıcılık için bir ayrıcalık getirmemektedir.

Yaratıcılıkla zekâ arasındaki ilişkinin önemi, bu geçmiş yarım yüzyıl boyunca, çeşitli açılardan psikologların Catell, Coler,  Guilford, MacKinnon,Roe, Terman, Torrance dikkatini çekmiştir. Genetikten mühendisliğe, diğer çeşitli bilim dallarında çalışan bilim adamları da zekânın, yaratıcı keşiflere ve icatlara olan yardımını; Aristo ve Plato’dan , Immanuel Kant’a, Brand Blanshard ve Jacques Maritain’e kadar filozoflar, yaratıcılığın orjinini ve rasyonel düşünce ile olan ilişkisini düşünmüşlerdir (Haensly ve Reynolds, 1989).( www.toplumdusmani.net)

Yaratıcılıkla zekâ arasında belli bir ilişkinin varlığını aramak amacıyla yapılan araştırmalar sonucunda, doğrudan ve kesin bağıntılara varılamamıştır. Bu araştırmalarda görülmüştür ki, sınavlarda başarılı ve zekâ testlerinde de yüksek seviyede zeki çıkan bazı öğrenciler, çeşitli alanlarda özgün, yeni düşünceler ortaya koyamamışlardır (San, 1985). Farklı yaratıcılık seviyelerinde olan çocukların kişilikleriyle ve okul başarılarıyla ilgili bulgular, çocukların ZB’leri arasında farklar bulunabileceğini, fakat yaratıcılığın bunlardan anlaşılamayacağını, bu yeteneğin, çok üstün yaratıcılıkla “bir miktar yaratıcı olmak” arasındaki farkın, açıkça görülen bazı özelliklerle anlaşılabileceğini ortaya koyuyorlar (Jersild, 1972).

Guilford’un, bilimsel yaratıcılık alanında yoğunlaştırdığı çalışmaları doğrultusunda, yaratıcılığın zekânın genel durumu içinde yer aldığını söyler. Ona göre bilişsel düşünme, bellek, ıraksak düşünme, yakınsak düşünme ve eleştirel düşünme gibi beş zihinsel işlemin yer aldığı bu durum içinde, ıraksak düşünme faktörü, yaratıcılığa en yakın olandır (Kırışoğlu 1991).

Iraksak düşünme, olası çözümler hatırlama ya da yeni çözümler üretmedir; kişinin düşünceleri birçok farklı yol boyunca “ıraksar” (genişleyerek yayılır). Yakınsak düşünme ise, ihtimalleri daraltmak ve en uygun çözüme “yakınsamak” için bilgi ve mantık kurallarını uygulamak olarak tanımlanmıştır. Iraksak düşünme, yakınsak düşünmeye göre daha esnektir; yalnız eldeki bilgilerle yetinmeyen bir düşünme yöntemidir; daha zengin fikirler akımına açıktır ve dolayısıyla yeni çözümlere ve yaratıcılığa daha yatkındır (Jersild, 1972).

Araştırmacılar, yüksek seviyede zekânın, yüksek seviyede yaratıcılığı garanti etmediğini, yaratıcılıkla zekâ arasında çok yüksek bir korelasyon olmadığını, daha zeki bir kişinin daha yaratıcı kişi anlamına gelmediğini belirtmektedirler. Guilford’a göre “zekâ, yaratıcılıkta hiçbir zaman tek başına belirleyici bir değişken olmadı. Faktör analizi ile çok boyutluluğu ortaya konulan zekâ, tek başına yaratıcılığı açıklayamadı. Üstelik zekânın bir alt bileşeni olarak ortaya çıkabilen bir değişken, yaratıcılığın da bir alt bileşeni olarak karşımıza çıkabilirdi” (Sungur 1997). Yaratıcı potansiyellerin gerçekleşmesi için, genellikle, hiç olmazsa ortalamanın biraz üstünde bir zekâ seviyesi gerekli olmaktadır. Fakat bu kritik seviyenin üstünde, zekâ ile gerçek yaratıcılık arasındaki ilişki yaklaşık olarak sıfırdır. ( www.toplumdusmani.net)

Wallach ve Kagan, zekâ ve yaratıcılığı incelemek amacıyla çocuklar üzerinde yaptıkları bir araştırmada, geliştirdikleri yaratıcılığı ölçme testinden elde edilen sonuçlarla zekâ testinden elde edilen sonuçları karşılaştırmışlar ve çocukları dört gruba ayırmışlardır (Ülgen ve Fidan, 1989)

  • Zekâ ve yaratıcılık düzeyi yüksek olanlar,
  • Zekâ ve yaratıcılık düzeyi düşük olanlar,
  • Zekâ düzeyi yüksek, fakat yaratıcılık düzeyi düşük olanlar,
  • Yaratıcılık düzeyi yüksek, fakat zekâ düzeyi düşük olanlar.

Bu araştırma sonuçları da göstermektedir ki, zekâ ve yaratıcılık arasında doğrudan bir bağlantıdan söz etmek pek mümkün görünmemektedir. Bir çocuk, zekâ düzeyi düşük olsa bile yüksek derecede yaratıcı; veya bunun tersi olarak, zekâ düzeyi yüksek olduğu halde yaratıcılık düzeyi bakımından düşük seviyede bir düzeyde olabilmektedir. Ne var ki, elde edilen bu veriler, tüm çocuklar için aynı sonuçları vereceğini söylemek için yeterli değildir. Aile ortamı, sosyo-kültürel çevre, eğitim, kalıtım vb. gibi çeşitli faktörlerin, özellikle küçük çocuklar üzerinde yaptığı etkiler, onların değişik özellikler ortaya koymalarını sağlayabilmektedir. Ayrıca, bütün bunların yanı sıra, yaratıcılığı tanımlama biçimi, bu tanımlamaya yönelik olarak hazırlanmış olan ölçme araçları ile zekâ testlerinin ölçmedeki yetersizliği yönündeki tartışmalar, zekâ ile yaratıcılık arasındaki bağıntıyı belirleme konusunda çok net cevaplar ortaya koymayı engellemektedir.

Diğer taraftan, yaratıcılığın değişik alanlarda değişik boyutlarının olduğu dikkate alındığında, inceleme ve araştırmaların yapıldığı alana göre farklı sonuçlar elde edilebileceği de göz ardı edilmemelidir. Sözgelimi, teknik alanda yaratıcı davranışlar gösterdiği halde sanatsal yaratıcılığı olmayan bir çocukla, sanat alanında yaratıcı davranışlar gösterdiği halde teknik alanda yaratıcılığı olmayan bir çocuğun, aynı özellikleri göstermesi düşünülemez.

Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmaların ışığında denilebilir ki, zekâ ve yaratıcılığın, farklı alanlarda farklı işleyiş biçimleri, farklı yaklaşımları, farklı değerlendirmeleri ve sonuçları vardır; her ne kadar belirli bir seviyede zekâ gerekli ise de, zekâ ile yaratıcılık arasında doğrudan bir bağıntı yoktur. Kaldı ki, son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda, tek bir zekâdan bahsedilemeyeceği; başarılı olmanın yüzlerce, binlerce yolunun bulunduğu ve hedefe ulaşmaya yardımcı olacak bir sürü değişik yeteneğin var olduğu ileri sürülmektedir. Bu bilim adamlarından biri, psikolog Howard Gardner'dır.

Goleman'ın (1999) belirttiğine göre Gardner, 1983 tarihli Frames of Mind (Zihnin Çerçeveleri) adlı eserinde, hayatta başarılı olmak için tek tip bir zekânın şart olmadığını, yedi temel çeşitlemesi olan geniş bir yetenekler yelpazesi bulunduğunu ileri sürmektedir. Gardner'ın listesi, sözel ve matematiksel-mantıksal yatkınlık olmak üzere iki standart akademik zekâ türünün yanı sıra, ressam ve mimarlarda bulunan uzamsal kavrama kapasitesini; fiziksel akıcılık ve zarafette kendini gösteren kinestetik dehayı ve müzikal yetenekleri de kapsıyor. Ayrıca, yine kendi deyimiyle "kişisel zekâlar" başlığı altında topladığı kişiler arası ilişki yetenekleri ve psişik yetenekler, Gardner'ın listesini tamamlayan diğer zekâ türleridir.

Gardner'a göre IQ, tek ve değişmez bir belirleyicidir. IQ testlerinin, asıl beceri ve yetenekleri ölçmekten yoksun olduğunu belirten Gardner, "bu testlere göre insanlar ya zekidir ya da değildir, o şekilde doğmuşlardır, bunu değiştirmek için yapılacak pek fazla bir şey yoktur ve testler de size zeki kişiler arasında olup olmadığınızı söyler" diyerek, hem IQ tarzı bir düşünme biçimine hem de IQ testlerine karşı çıkmaktadır. ( www.toplumdusmani.net)

Yine Torrance’nin ortaya koyduğu; yaratıcılık için gerekli olan duyarlılık ve özgürlük kavramları, geleneksel toplumlarda belli cinslerin özelliği olarak alınmakta, erkeğin duyarlılığı onu kadınsı, kadının özgürlüğü de erkeksi kimi iğe gönderme yapmaktadır.

Cinsiyet ve yaratıcı düşünce puanlan arasındaki İlişkiyi konu alan araştırmalar, kullandıkları testlere, örneklem ve araştırma desenlerine göre farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Önemli ölçüde kültürel değişkenlere bağımlı olan cinsiyet değişkeni üzerinde tartışmalar süregelmektedir. "Hargraves'in ilginç bulduğu; yüksek düzeyde yaratıcı olan bireylerin karşıt cins rollerini daha kolay kabul ettiklerini, yaratıcı erkeklerin daha kadınsı, yaratıcı kadınların ise daha erkeksi ilgiler ortaya koyduğunu belirtmesi", Torrance'nin özgürlük ve duyarlılık yaklaşımına ek olarak, yaratıcı bireylerin karşıtlıkları kabullenmesi ve kendine güvenden kaynaklandığı düşünülebilir.

Toplumlar modernleştikçe, kadının özgürlük alanı geliştikçe, çevre etmeni etkisini yitirecek, böylece kadının yaratıcı düşünme ve davranış geliştirmesi, belki de erkeğin ilerisinde yer almasında etkili olabilecektir.

 

Yaratıcılık ve Zekâ İlişkisi

 

Üstün zekâ İle yaratıcılık arasında paralellik olduğuna ilişkin görüşler yaygındır. Araştırmalar, üstün beyin gücüyle yaratıcılık arasındaki ilişkide bir eşik noktası olduğunu ortaya koymaktadır. Yani belli bir zeka düzeyine kadar (120 Stanford Binet IQ) daha zeki olan çocuklar daha yaratıcı olmakta, ancak o zeka düzeyi aşıldığında, zeka ile yaratıcılık arasındaki ilişki neredeyse sıfır noktasına düşmektedir.

Zeka ile yaratıcılık arasında kurulmak istenen ilişki her şeyden önce geleneksel zeka testlerinin (JQ) tek yanlı ölçümleri nedeniyle tam anlaşılamamıştır (Kırışoğlu 1991)

1990'li yıllardan sonra yaratıcılık, kavramı IQ ile değil EQ (Duygusal Zeka) ile ilişkilendirilmektedir. Amerikalı iki psikolog Peter Saiovey ve John Mayer; empati, bilinç ve duygusal denetim gibi insan özelliklerini biraraya toplamak için çalışmalarını yürütürken, akademik -çevrelerce o güne dek bilinmeyen “duygusal zeka” tanımıyla karşılaşmışlardır. “Dantel Golemen bu kitabına isim yapmış ve duygusal zeka yeteneğinin IQ ile belirlenen zeka yeteneğinden iki kat fazla güvenilir olduğunu savunmaktadır.” Zevkleri erteleme, kendini bilme, dürtü kontrolü, duygusal zekayı oluşturan yetenekler olarak görülmektedir.

Hermann’da yaratıcı düşünceyi duyarlılık ve özgürlük kavramlarıyla temellendirmektedir.

Öyleyse eğitim ortamında duygusal zekayı geliştirici etkinliklere sıkça yer verilmelidir. Duygusal zekânın nasıl ölçüleceği, nasıl geliştirileceği üzerinde durulması gereken önemli bir sorundur.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

 

BUYURGAN, Serap, Ufuk. Sanat Eğitimi ve Öğretimi. Ankara, Pegem Akademi, 3. Baskı 2012

HAENSLEY, A. Patrica, and Cecil R. Reynolds. Creativity and Intelligence, Handbook of Creativity, Plenum Press, New York and Londan, 1989, s. 111-145.

JERSİLD, Arthur T. Çocuk Psikolojisi, Cilt III, Çev.: Gülseren Günçe, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, No: 27, Ankara, 1972.

KIRIŞOĞLU, Olcay. Sanatta Eğitim (Görmek, Anlamak, Yaratmak), Eğitim Kitabevi, Ankara, 1991.

SAN, İnci. Sanat ve Egitim. Ankara: A.Ü.E.B. F. Yayınları. 1985.                                                                

 

SUNGUR, Nuray. Yaratıcı Düşünce, İkinci Baskı, Evrim Yayınevi, Yönetim Dizisi: 6, İstanbul, 1997.                                            

 

ÜLGEN, Gülten ve Emel Fidan. Çocuk Gelişimi, Beşinci Baskı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 57, İstanbul, 1989.

Yaratıcı düşünce ve yaratıcı davranış geliştirmenin, beyinsel bir güç olduğu artık genel geçer bir yargıdır,

Bir sanat adamı, fizikçi ve eğitimci olan Ned Hermann yaratıcılığın kaynağının beyin olduğunu ve beynin yalnızca bir bölümünün değil tümünün yaratıcılıkta etkin olduğunu ileri sürer. Hermann, beyinde saptanmış fiziksel ve tinsel olarak aynı, özelleşmiş alanlar bulunduğunu ve bu alanların her birinin kendine özgü ve özel dili, algılayışı, değerleri, yetileri ve bilme, tanıma yolları olduğunu belirtmekte; her birimizin ayrı ayrı bu beyinsel bölümlere göre yeğlediği ya da kaçındığı tarzların, değişik düzenlemelere göre kurulmuş, ünik birer varlık olduğumuzu ileri sürmektedir. (Buyurgan, 2012) vb. zihinsel işlev ve yetileri. denetlediği, sağ yansı ise; hayal gücü, renk, müzik, uyum gibi sanatsal işlev ve yetileri denetlediğini araştırmalarında ortaya koymuştur. Bu yaklaşama göre sağ yarımküreyi kullananlar sanatsal yaratmaya, sol yarımküreyi etkin olarak kullananlar bilimsel yaratmaya daha yatkın oldukları söylenebilir. Çünkü Hermann'a göre; beynin bir yarımküresi aktifken, diğeri pasiftir. Ancak, çok karmaşık problemlerin çözümünde ve zor durumlarda her İKİ yarımküre devreye girer.

Hermann insan beynini dört çeyrek küreye ayırmakta ve her çeyrek küreye belli İşlevler yüklemektedir. Sol üst yanda mantıksal, olgusal, eleştirel, teknik, analitik, nicel düşünme biçimleri, sol alt yarıda yapısal, ardışıkçı, planlı, örgütlenmiş, ayrımlaşmış düşünme biçimleri yer alır. Sağ yanda ise üstte;

 

Yaratıcılık ve Zekâ 

 

Hep şu sorular sorulmuş ya da sorulmaktadır: Yaratıcılığın zekâ ile özellikle ilişkisi nedir? Kişi zekâya sahip olmadan yaratıcı olabilir mi? Kişi, yaratıcılıkla hiç ilgisi olmayan yüksek bir zekâ seviyesi gösterebilir mi? Daha da önemlisi, yaratıcılık ve zekâ, birisi olmadan değerlendirilebilir mi? Kişi yeni bir bilgiyle karşılaştığında, bu bilgi zeki bir şekilde mi yoksa yaratıcı bir şekilde mi alınır ve çözümlenir?

Zekâ ile yaratıcılık, hele sanatsal yaratma söz konusu olduğunda, hep ayrı davranışlar olarak düşünülmüştür. “Bir kişinin yüksek zekâsı yoksa bile, özel yeteneği var” cümlesi, sözel ya da sayısal olmayan zihin karakteristiklerinin, zekâdan daha aşağıda “yetenek” olarak tanımlandığını göstermektedir (www.toplumdusmani.net)

Psikologların bir kısmı zekâyı “soyut düşünme, olaylar arasında ilişkiler kurabilme, kendi kendini tenkit edebilme” yetkinliği olarak tanımlamıştır. Başka bir kısmı zekâyı “çevreye ve yeni durumlara intibak edebilme” kabiliyeti olarak değerlendirmiştir. Daha başkaları ise zekâyı “öğrenme kabiliyeti” olarak tanımlar (www.toplumdusmani.net)

Bilim adamlarının bazıları da, uzmanlık alanlarına göre, zekânın belli bir yönüne ağırlık veren tanımlar yapmışlardır. Örneğin, biyologlar zekâyı ”çevreye uyum yeteneği” olarak görürlerken, eğitimciler “öğrenme”, psikologlar “ilişkileri anlama”, bilgisayar bilimcileri “bilgiyi işleme” yeteneği olarak görmektedirler.

Zekânın biyolojik temelli olduğu ve özellikle erken yaşlarda karşılaşılan zihinsel uyarımlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle bu kapasitenin ne kadarına ulaşılabileceğinin belirlendiği genel olarak kabul edilmekte, ancak aradaki etkileşim mekanizmaları henüz tümüyle anlaşılamamaktadır.(www.toplumdusmani.net)

Yaratıcılık kavramının zekâyla ilişkisi olduğunu ileri süren bir çok psikolog vardır. Genellikle yüksek zekâ bölümü (ZB) olanlardan yaratıcı davranış beklenir de, düşük olanlarda ise böyle bir yeteneğin olabileceği düşünülmez. Hiç şüphe yok ki, bir zekâ testinin ölçütü ZB ile bazı yaratıcı beceriler arasında kayda değer bağlantılar bulunmakta ama, bu bağlantı tam olarak bilinememektedir. Yavuz’un (1996) naklettiği gibi, bu bağlantıların olduğunu gösteren kaynaklar, Terman ve arkadaşlarının (Terman ve Cox, 1926) araştırmalarında görülürse de, kesin bir sonuca varılamamıştır. Uzunçarşılı (1994)'ya göre de, ölçülen ZB, 120'nin üstüne çıktığında, yaratıcılık için bir ayrıcalık getirmemektedir.

Yaratıcılıkla zekâ arasındaki ilişkinin önemi, bu geçmiş yarım yüzyıl boyunca, çeşitli açılardan psikologların Catell, Coler,  Guilford, MacKinnon,Roe, Terman, Torrance dikkatini çekmiştir. Genetikten mühendisliğe, diğer çeşitli bilim dallarında çalışan bilim adamları da zekânın, yaratıcı keşiflere ve icatlara olan yardımını; Aristo ve Plato’dan , Immanuel Kant’a, Brand Blanshard ve Jacques Maritain’e kadar filozoflar, yaratıcılığın orjinini ve rasyonel düşünce ile olan ilişkisini düşünmüşlerdir (Haensly ve Reynolds, 1989).( www.toplumdusmani.net)

Yaratıcılıkla zekâ arasında belli bir ilişkinin varlığını aramak amacıyla yapılan araştırmalar sonucunda, doğrudan ve kesin bağıntılara varılamamıştır. Bu araştırmalarda görülmüştür ki, sınavlarda başarılı ve zekâ testlerinde de yüksek seviyede zeki çıkan bazı öğrenciler, çeşitli alanlarda özgün, yeni düşünceler ortaya koyamamışlardır (San, 1985). Farklı yaratıcılık seviyelerinde olan çocukların kişilikleriyle ve okul başarılarıyla ilgili bulgular, çocukların ZB’leri arasında farklar bulunabileceğini, fakat yaratıcılığın bunlardan anlaşılamayacağını, bu yeteneğin, çok üstün yaratıcılıkla “bir miktar yaratıcı olmak” arasındaki farkın, açıkça görülen bazı özelliklerle anlaşılabileceğini ortaya koyuyorlar (Jersild, 1972).

Guilford’un, bilimsel yaratıcılık alanında yoğunlaştırdığı çalışmaları doğrultusunda, yaratıcılığın zekânın genel durumu içinde yer aldığını söyler. Ona göre bilişsel düşünme, bellek, ıraksak düşünme, yakınsak düşünme ve eleştirel düşünme gibi beş zihinsel işlemin yer aldığı bu durum içinde, ıraksak düşünme faktörü, yaratıcılığa en yakın olandır (Kırışoğlu 1991).

Iraksak düşünme, olası çözümler hatırlama ya da yeni çözümler üretmedir; kişinin düşünceleri birçok farklı yol boyunca “ıraksar” (genişleyerek yayılır). Yakınsak düşünme ise, ihtimalleri daraltmak ve en uygun çözüme “yakınsamak” için bilgi ve mantık kurallarını uygulamak olarak tanımlanmıştır. Iraksak düşünme, yakınsak düşünmeye göre daha esnektir; yalnız eldeki bilgilerle yetinmeyen bir düşünme yöntemidir; daha zengin fikirler akımına açıktır ve dolayısıyla yeni çözümlere ve yaratıcılığa daha yatkındır (Jersild, 1972).

Araştırmacılar, yüksek seviyede zekânın, yüksek seviyede yaratıcılığı garanti etmediğini, yaratıcılıkla zekâ arasında çok yüksek bir korelasyon olmadığını, daha zeki bir kişinin daha yaratıcı kişi anlamına gelmediğini belirtmektedirler. Guilford’a göre “zekâ, yaratıcılıkta hiçbir zaman tek başına belirleyici bir değişken olmadı. Faktör analizi ile çok boyutluluğu ortaya konulan zekâ, tek başına yaratıcılığı açıklayamadı. Üstelik zekânın bir alt bileşeni olarak ortaya çıkabilen bir değişken, yaratıcılığın da bir alt bileşeni olarak karşımıza çıkabilirdi” (Sungur 1997). Yaratıcı potansiyellerin gerçekleşmesi için, genellikle, hiç olmazsa ortalamanın biraz üstünde bir zekâ seviyesi gerekli olmaktadır. Fakat bu kritik seviyenin üstünde, zekâ ile gerçek yaratıcılık arasındaki ilişki yaklaşık olarak sıfırdır. ( www.toplumdusmani.net)

Wallach ve Kagan, zekâ ve yaratıcılığı incelemek amacıyla çocuklar üzerinde yaptıkları bir araştırmada, geliştirdikleri yaratıcılığı ölçme testinden elde edilen sonuçlarla zekâ testinden elde edilen sonuçları karşılaştırmışlar ve çocukları dört gruba ayırmışlardır (Ülgen ve Fidan, 1989)

  • Zekâ ve yaratıcılık düzeyi yüksek olanlar,
  • Zekâ ve yaratıcılık düzeyi düşük olanlar,
  • Zekâ düzeyi yüksek, fakat yaratıcılık düzeyi düşük olanlar,
  • Yaratıcılık düzeyi yüksek, fakat zekâ düzeyi düşük olanlar.

Bu araştırma sonuçları da göstermektedir ki, zekâ ve yaratıcılık arasında doğrudan bir bağlantıdan söz etmek pek mümkün görünmemektedir. Bir çocuk, zekâ düzeyi düşük olsa bile yüksek derecede yaratıcı; veya bunun tersi olarak, zekâ düzeyi yüksek olduğu halde yaratıcılık düzeyi bakımından düşük seviyede bir düzeyde olabilmektedir. Ne var ki, elde edilen bu veriler, tüm çocuklar için aynı sonuçları vereceğini söylemek için yeterli değildir. Aile ortamı, sosyo-kültürel çevre, eğitim, kalıtım vb. gibi çeşitli faktörlerin, özellikle küçük çocuklar üzerinde yaptığı etkiler, onların değişik özellikler ortaya koymalarını sağlayabilmektedir. Ayrıca, bütün bunların yanı sıra, yaratıcılığı tanımlama biçimi, bu tanımlamaya yönelik olarak hazırlanmış olan ölçme araçları ile zekâ testlerinin ölçmedeki yetersizliği yönündeki tartışmalar, zekâ ile yaratıcılık arasındaki bağıntıyı belirleme konusunda çok net cevaplar ortaya koymayı engellemektedir.

Diğer taraftan, yaratıcılığın değişik alanlarda değişik boyutlarının olduğu dikkate alındığında, inceleme ve araştırmaların yapıldığı alana göre farklı sonuçlar elde edilebileceği de göz ardı edilmemelidir. Sözgelimi, teknik alanda yaratıcı davranışlar gösterdiği halde sanatsal yaratıcılığı olmayan bir çocukla, sanat alanında yaratıcı davranışlar gösterdiği halde teknik alanda yaratıcılığı olmayan bir çocuğun, aynı özellikleri göstermesi düşünülemez.

Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmaların ışığında denilebilir ki, zekâ ve yaratıcılığın, farklı alanlarda farklı işleyiş biçimleri, farklı yaklaşımları, farklı değerlendirmeleri ve sonuçları vardır; her ne kadar belirli bir seviyede zekâ gerekli ise de, zekâ ile yaratıcılık arasında doğrudan bir bağıntı yoktur. Kaldı ki, son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda, tek bir zekâdan bahsedilemeyeceği; başarılı olmanın yüzlerce, binlerce yolunun bulunduğu ve hedefe ulaşmaya yardımcı olacak bir sürü değişik yeteneğin var olduğu ileri sürülmektedir. Bu bilim adamlarından biri, psikolog Howard Gardner'dır.

Goleman'ın (1999) belirttiğine göre Gardner, 1983 tarihli Frames of Mind (Zihnin Çerçeveleri) adlı eserinde, hayatta başarılı olmak için tek tip bir zekânın şart olmadığını, yedi temel çeşitlemesi olan geniş bir yetenekler yelpazesi bulunduğunu ileri sürmektedir. Gardner'ın listesi, sözel ve matematiksel-mantıksal yatkınlık olmak üzere iki standart akademik zekâ türünün yanı sıra, ressam ve mimarlarda bulunan uzamsal kavrama kapasitesini; fiziksel akıcılık ve zarafette kendini gösteren kinestetik dehayı ve müzikal yetenekleri de kapsıyor. Ayrıca, yine kendi deyimiyle "kişisel zekâlar" başlığı altında topladığı kişiler arası ilişki yetenekleri ve psişik yetenekler, Gardner'ın listesini tamamlayan diğer zekâ türleridir.

Gardner'a göre IQ, tek ve değişmez bir belirleyicidir. IQ testlerinin, asıl beceri ve yetenekleri ölçmekten yoksun olduğunu belirten Gardner, "bu testlere göre insanlar ya zekidir ya da değildir, o şekilde doğmuşlardır, bunu değiştirmek için yapılacak pek fazla bir şey yoktur ve testler de size zeki kişiler arasında olup olmadığınızı söyler" diyerek, hem IQ tarzı bir düşünme biçimine hem de IQ testlerine karşı çıkmaktadır. ( www.toplumdusmani.net)

Yine Torrance’nin ortaya koyduğu; yaratıcılık için gerekli olan duyarlılık ve özgürlük kavramları, geleneksel toplumlarda belli cinslerin özelliği olarak alınmakta, erkeğin duyarlılığı onu kadınsı, kadının özgürlüğü de erkeksi kimi iğe gönderme yapmaktadır.

Cinsiyet ve yaratıcı düşünce puanlan arasındaki İlişkiyi konu alan araştırmalar, kullandıkları testlere, örneklem ve araştırma desenlerine göre farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Önemli ölçüde kültürel değişkenlere bağımlı olan cinsiyet değişkeni üzerinde tartışmalar süregelmektedir. "Hargraves'in ilginç bulduğu; yüksek düzeyde yaratıcı olan bireylerin karşıt cins rollerini daha kolay kabul ettiklerini, yaratıcı erkeklerin daha kadınsı, yaratıcı kadınların ise daha erkeksi ilgiler ortaya koyduğunu belirtmesi", Torrance'nin özgürlük ve duyarlılık yaklaşımına ek olarak, yaratıcı bireylerin karşıtlıkları kabullenmesi ve kendine güvenden kaynaklandığı düşünülebilir.

Toplumlar modernleştikçe, kadının özgürlük alanı geliştikçe, çevre etmeni etkisini yitirecek, böylece kadının yaratıcı düşünme ve davranış geliştirmesi, belki de erkeğin ilerisinde yer almasında etkili olabilecektir.

 

Yaratıcılık ve Zekâ İlişkisi

 

Üstün zekâ İle yaratıcılık arasında paralellik olduğuna ilişkin görüşler yaygındır. Araştırmalar, üstün beyin gücüyle yaratıcılık arasındaki ilişkide bir eşik noktası olduğunu ortaya koymaktadır. Yani belli bir zeka düzeyine kadar (120 Stanford Binet IQ) daha zeki olan çocuklar daha yaratıcı olmakta, ancak o zeka düzeyi aşıldığında, zeka ile yaratıcılık arasındaki ilişki neredeyse sıfır noktasına düşmektedir.

Zeka ile yaratıcılık arasında kurulmak istenen ilişki her şeyden önce geleneksel zeka testlerinin (JQ) tek yanlı ölçümleri nedeniyle tam anlaşılamamıştır (Kırışoğlu 1991)

1990'li yıllardan sonra yaratıcılık, kavramı IQ ile değil EQ (Duygusal Zeka) ile ilişkilendirilmektedir. Amerikalı iki psikolog Peter Saiovey ve John Mayer; empati, bilinç ve duygusal denetim gibi insan özelliklerini biraraya toplamak için çalışmalarını yürütürken, akademik -çevrelerce o güne dek bilinmeyen “duygusal zeka” tanımıyla karşılaşmışlardır. “Dantel Golemen bu kitabına isim yapmış ve duygusal zeka yeteneğinin IQ ile belirlenen zeka yeteneğinden iki kat fazla güvenilir olduğunu savunmaktadır.” Zevkleri erteleme, kendini bilme, dürtü kontrolü, duygusal zekayı oluşturan yetenekler olarak görülmektedir.

Hermann’da yaratıcı düşünceyi duyarlılık ve özgürlük kavramlarıyla temellendirmektedir.

Öyleyse eğitim ortamında duygusal zekayı geliştirici etkinliklere sıkça yer verilmelidir. Duygusal zekânın nasıl ölçüleceği, nasıl geliştirileceği üzerinde durulması gereken önemli bir sorundur.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

 

BUYURGAN, Serap, Ufuk. Sanat Eğitimi ve Öğretimi. Ankara, Pegem Akademi, 3. Baskı 2012

HAENSLEY, A. Patrica, and Cecil R. Reynolds. Creativity and Intelligence, Handbook of Creativity, Plenum Press, New York and Londan, 1989, s. 111-145.

JERSİLD, Arthur T. Çocuk Psikolojisi, Cilt III, Çev.: Gülseren Günçe, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, No: 27, Ankara, 1972.

KIRIŞOĞLU, Olcay. Sanatta Eğitim (Görmek, Anlamak, Yaratmak), Eğitim Kitabevi, Ankara, 1991.

SAN, İnci. Sanat ve Egitim. Ankara: A.Ü.E.B. F. Yayınları. 1985.                                                                

 

SUNGUR, Nuray. Yaratıcı Düşünce, İkinci Baskı, Evrim Yayınevi, Yönetim Dizisi: 6, İstanbul, 1997.                                            

 

ÜLGEN, Gülten ve Emel Fidan. Çocuk Gelişimi, Beşinci Baskı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 57, İstanbul, 1989.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *