11 Temmuz 2020, 12:11 tarihinde eklendi

SanatEki Köşe: Zweig, Burhan Arpad, Yürek Çöküntüsü - Ali KANDAZ

SanatEki Köşe: Zweig, Burhan Arpad, Yürek Çöküntüsü - Ali KANDAZ
Edebiyat tutkunlarının aşina olduğu yabancı yazarların başında gelir şüphesiz Stefan Zweig. Türk yazın dünyasının çeviri tarihinde 1930 yıllarının ikinci yarısında ilk kez basılarak okuyucularla buluşmuştu. 1935 yılında, Necm-i İstiklâl Matbaası’ndan Amok adlı eseri Feyzan A. Aras’ın çevirisi ile okurlar Zweig ile tanışmış olur. Ardından 1940 yıllarında Hilmi Kitabevi, Semih Lütfü Matbaası, İkbal ve Kanaat Basımevi, Remzi Kitabevi derken, 1953 yılında Türk edebiyatında yadsınamaz bir yer edinen Cumhuriyet sonrası kültür edebiyat atılımlarında, Köy Enstitüleri ve Tercüme Bürosu’nun oluşturacağı sacayağının önemli parçası olan ve Yaşar Nabi’nin yönettiği Varlık Yayınları’ndan, Behçet Necatigil çevirisi “Korku” ile başlayıp, günümüzde İş Bankası Kültür Yayınları ile basımı süregelen bir yolculuktur Zweig. Bu sayede 1930’lardan günümüze kuşakların vâkıf olduğu bir yazardır.
 
Salgın günlerinde daha fazla zaman ayırabildiğim kitaplığımda Burhan Arpad’ın çevirdiği 1970 yılında Cem Yayınevi’inden basılmış “Yürek Çöküntüsü” adlı kitabı görünce, okunmamış bir öyküsüne rast gelmenin mutluluğunu yaşadım Zweig’ın. Kitapta daha önce okumuş olduğum, çeşitli yayınevlerince defalarca çevrilmiş olan “Satranç” ve “Bir Kadının Hayatından 24 Saat” adlı öyküler de bulunuyordu. Burhan Arpad bu iki öyküyü o dönem yeniden çevirmekle kalmamış, orjinal adı “Untergang eines Herzens” (Bir yüreğin düşüşü) olan Zweig novellasını, “Yürek Çöküntüsü” adıyla 1970 yılında ilk kez Türkçeye kazandırmıştı.

 

Zweig’ın, okuduğumuz bütün eserleri, birkaç sözcük ile özetlemeye müsait. Bu kolaylık şüphe yok ki açık, yalın bir dille eserlerini kaleme almasından kaynaklanıyor. Bir solukta okunan “Yürek Çöküntüsü” öyküsü, yaşı geçkin bir ihtiyarın, eşi ve kızıyla gittiği tatildeki otel odası koridorlarında bir gece tek başına volta atarken, kızını başka bir odadan çıkarken görmesi ve bu durumu bir erkek ile geceyi geçirdiği sonucuna yorarak, ihtiyar kalbinde yürek çöküntüsünün başlaması ve ölümünü anlatıyor. Zengin bir burjuva olan ihtiyarı ölüme götüren bu süreçte, gerçeği bilemiyoruz. Öyküde, buna yanıt aramamız için soru sormamıza yönelten bazı noktalar var;
 
“ Yaşlı kahramanın bir kuruntusu muydu bu?”
 
“Yazar, bu kuruntuyu yaşlı kahramanın ihtiyarlık karşısında yaşadığı tamiri mümkün olmayan depresyonla mı ilişkilendirmişti?”
 
“İhtiyar kahraman, evlâdının bu hareketine, zengin burjuvazi ahlâkının meydana getirdiği gururunu alt üst eden bir anlam mı koymaktadır?” 
 
Bütün bu soruların cevabı ne olursa olsun, usta yazar, ihtiyar kahramanın yaşadığı sancıları ve psikolojik dönüşümleri yukarıda da bahsettiğim gibi açık ve sade bir dille ifade ediyor. Yürek Çöküntüsü’nde Zweig, vücuttan önce ruhun öldüğünü, kişiye özgü bildiğimiz mutluluk, öfke, utanç, sevinç gibi duygulardan kopuşu ve kişinin kendine yabancı bir hâl alması durumunu başarılı bir şekilde işliyor. Gururuna hep öncelik veren bu ihtiyar burjuvanın yaşadığı bu çöküş evresi, burjuvazinin barındırdığı değer yargılarına aldırış etmeme tavrı ( ihtiyar kahramanın dış görünüşüne artık önem vermeyişi, derbeder bir biçimde dolaşması, eve kâhyaların kapısından girip çıkması) ve din değerlerine kendini vermesi (artık dine keskin bir geçiş yaparak düzenli bir biçimde sinegog’a gitmesi) birbirlerini bütüncül anlamda tamamlayan bir çizgide gerçekleşmektedir. Zweig’ın buradaki kurgusu, tıpkı dönemin diğer katolik kimliği öne çıkmış yazarlardan olan Mauriac ve Claudel’in de çeşitli yapıtlarında yer verdiği “burjuvazi değer yargılarının etkinliğinin azalması karşısında; tek alternatif yöneliş seçeneğinin dindarlığa sığınmak” anlayışının benimsendiğine örnek gösterilebilir.

 

Burhan Arpad döneminin kıymetli çevirmenlerinden olduğu kadar, aynı zamanda bir kültür adamıydı. Günümüze değin kıymeti yitmemiş olup, seçkin çevirileri sayesinde dünya edebiyatının önemli yazarlarının eserlerini, "sanki Türkçe düşünüp yazmışlar" hissi veren lezzetle okuduğumuz için kendisini saygı ve şükranla anıyorum.
 
 
 
Bu yazı Üvercinka Dergi Haziran 2020 sayısında yer almıştır.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *